Gençlik Meclisleri için Yeni Kurumsallaşma
Bir süre önce bir UGP toplantısında Gençlik Meclisleri ve UGP ile yeni tanışmış bir genç arkadaşımın, bir başka genç arkadaş ile UGP ve Gençlik Meclisleri’nin kurumsallaşması konusunda sohbetlerine şahit oldum. Onlara göre UGP ve Gençlik Meclisleri çalışmalarında daha uzun süre yer aldığımdan dolayı yanlarında artık “ihtiyar heyeti” kıvamındaydım. Sohbetin başlangıcında birisi “UGP kurumsallaşmasını tamamlayamamış bir oluşum…” ile başlayan bir cümle sarf etti. (Şeytan o anda dedi ki çarp ağzının ortasına iki tane.Lâ havle…) Her ikisinin de niyeti aslında “ya aslan, bu işi bizden öncekiler beceremedi bize kaldı bari biz el atalım da şu işi kotaralım” değildi tabii ki de. Ancak cümle içinde seçilen kelimelerin de durumdan ziyade bir başarısızlığı çağrıştırdığı da bir gerçek. Peki acaba öyle mi? Yoksa bir başarısızlık algısı mı var? Yoksa en temel konularda algılama eksikliği mi?
Hayatı yokuşu çıkarken yaşarsınız, zirvede otururken değil!
Uzun bir aradan sonra öncelikle herkese merhaba!…
Bir çoğunuzun bildiği üzere bir süredir şu bitmek bilmez (bu gidişle bitmek de bilmeyecek, eğitim bağımlısı olmaya başladım sanırsam) eğitim hayatım ile iştigal etmekteydim. Bilmeyenler açısından daha açık biçimde ifade etmek gerekirse yüksek lisans tezimi hazırlamakla meşguldum. Bu nedenle uzun bir süreden bu yana Kamyonet üzerinde ve diğer mecralarda yazılarıma bir süreliğine ara vermek durumunda kaldım. Bu süreç içerisinde gerek facebook üzerinden gerekse kişisel görüşmelerimde Kamyonet’in geleceği ve yazıların devamını soran, Kamyonet’e ilgi gösteren tüm arkadaşlara önce ilgilerinden dolayı teşekkürlerimi sunar, sonra vermiş olduğum aradan dolayı beni mazur görmelerini ümit ederim. Ara vermeden önce olduğu gibi uzun başlıklı fakat içerikle ilk bakışta doğrudan bağlantısı kurulamayan başlıklarla yazılarıma devam etmeyi düşünüyorum. Süreç içerisinde Kamyonet’in bir sanal tartışma platformuna dönüşeceğine olan inancımı ısrarla koruduğumu da belirtmeden edemeyeceğim. (Neyi edemeyeceksin diye soran varsa yanıtı yazının devamında, sabırsız olmayın o kadar da…)
Kadının Özgürleşmesi Erkeği de Özgürleştirir
* Bu yazı EnginDergi Mart 2010 sayısı için hazırlanmıştır. EnginDergi’ye ulaşmak için tıklayınız.
Her yıl olduğu gibi bu yılda 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde ana gündem maddesi Türkiye’de kadınların durumu olacak. Kadınların medyadan tutun siyasete kadar her alanda eksik temsili, kadına yönelik şiddetin 21 yy. Türkiye’sinde halen hüküm sürdüğü gibi kadınların yıllardır haykırdığı sorunlar daha bir yüksek sesle dile getirilecek. Çok büyük bir ihtimalle televizyonlarda düzenlenecek birkaç tartışma programında da kadın kotası tartışılacak. Tartışma da “kota kadına hakaret midir yoksa kadın katılımının arttırılması için etkin bir araç mıdır” noktasını çözüme kavuşturamadan süre kısıtı nedeniyle sona erecek. Kadınların yıllardır haykırdığı sorunları bir sonraki 8 Mart’a kadar unutarak ve belki de en önemlisi bu sorunların çözümünü yine kadınlara bırakarak yeni bir güne başlayacağız.
Yol Arkadaşlığının İlk Adımları: Kadın ve Gençlik
17-19 Şubat 2010 tarihleri arasında “Yerel Siyaset ve Karar Alma Süreçlerine Kadınların Katılımı Projesi” kapsamında düzenlenen “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Çalışma Grubu Koordinasyon Toplantısı” için Ankara’daydım. Toplantıya Türkiye’nin farklı bölgelerinden kadın kuruluşlarının ve Kadın Meclisleri’nin temsilcileri yanında Gençlik Meclisi temsilcileri de katılım gösterdi. 2009 yılında 29 Mart Yerel Seçimler öncesi düzenlenen ilk buluşmada Gençlik Meclisi temsilcilerinin sayısı sınırlı düzeydeydi. Geçen bir yıl sonunda Gençlik Meclisi temsilcilerinin konuya ilişkin artan ilgisi oldukça sevindirici bir durum. Zira Türkiye’nin halihazırda en örgütlü ve en güçlü hareketlerinden birisi olan Kadın Hareketi’nden gençlerin öğreneceği, kadınlarla paylaşacağı ve belki de en önemlisi Gençlik Hareketi’ne çıkartacağı pek çok ders bulunuyor.
Yapımına İmza Atmadığım Şeyin Yıkımına İmza Atarım
Bir başka il, bir başka Kent Konseyi, bir başka Gençlik Meclisi… Hikayeler hemen her yerde benzer ama böylesine ilk defa rastladım. Beterin beteri var derler ya, aynen öyle. Beterötesi…
Mevzuya girmeden önce Kişisel Gelişim Uzmanı Cem KAYA’dan dinlediğim bir hikayeyi paylaşmak istiyorum.
Evvel zaman içinde büyük mü büyük bir krallıkta bir saray yapımı gündeme gelmiş. Kral öyle bir saray yapılmasını istiyormuş ki o zamana kadar yapılmış en güzel saray olsun, eşi benzeri bulunmasın. Bu amaçla kral ülkenin bütün en iyi mimarlarını bir araya toplamış ve hayalini paylaşmış. “Bana öyle bir saray yapın ki, gören herkes gözlerine inanamasın ve eşi benzeri bulunmasın!” Mimarlar hemen işe koyulmuşlar, çalışmışlar, çalışmışlar. Gel zaman git zaman saray tamamlanmış. Binlerce işçi çalışmış sarayın yapımında. Ve saray tamamlandığında gerçekten de o zamana kadar görülmemiş bir yapı ortaya çıkmış. Sarayın güzelliği ve eşsizliği dilden dile dolaşmış. Dünyanın her tarafından insanlar bu eşsiz mimariyi görmek için ülkeye akın ediyorlarmış.
Bedenime Sahip Olabilirsin Ama Ruhuma Asla
80 sonrası doğumlu birisi olarak kendimi bildim bileli Türkiye demokratikleşmeye çalışıyor. Bu süreçte geçmişe bakıldığında pek çok alanda yol alınmış olsa da Türkiye bazı alanlarda direniyor. Gerçekleştirilen onca mevzuat değişikliğine rağmen Türkiye sessizce bağırıyor:”Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla!”
Yeşilçam’ın sonsuzluğa aktarılacak cümlelerinden ilk sırayı kapası bu cümle ile Türkiye’de yaşanan her demokrasi sorununu çözümleyebilirsiniz. Ancak ben pek popüler olmasa da tercihimi yerel yönetimlerde bir devrim niteliğinde olan Kent Konseyleri’nden yana kullanacağım.
E-Katılım Olmadan E-Devlet Mümkün mü?
* Bu yazı EnginDergi Ocak 2010 sayısında yayımlanmıştır. EnginDergi’ye ulaşmak için tıklayınız.
Son yıllarda bilgi ve iletişim teknlojilerinde yaşanan gelişmeler sosyal ve kurumsal yapıyı kökten değişmeye zorluyor. Nasıl ki matbaanın icatından sonra okuma–yazma bilmeyenler cehaletle yüzleşmek zorunda kaldıysa, günümüzde bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanamayanlar / kullanmayanların cehaletle karşı karşıya kalacaklarını kestirmek güç olmasa gerek. Bu bakımdan bilgi ve iletişim teknolojileri ülkeler açısından kalkınmada önemli fırsatlar sunmakla birlikte sayısal uçurum gibi büyük tehditleri de içerisinde barındırıyor.
